Un, Emek ve Hatıra: Hamur Açmanın İncelikleri
Reşadiye’nin yerel hafızalardan biri olan, komşumuz kıymetli Candan Teyze ile 2026 Datça Badem Çiçeği Festivali’nde, Heritage Homes Atalık Evler’in tarihi yapılarından biri olan Mehmet Ali Ağa Konağı’nda ‘Geleneksel Hamur Açma Atölyesi’ gerçekleştirdik.
Atölyede, hamur açmanın inceliklerini öğrenirken, Candan Teyzemizin çocukluğundan bugüne taşıdığı güzel hatıralar ve kadim bilgiler de bize eşlik etti. Unun, toprağın ve konağın geçmişine dair ettiğimiz sohbetlerden, aklımızda yer edenleri sizlerle de paylaşmak istedik.
- Nasıl hamur açıyorsun, Candan Teyze?
- Bir kilo una, dört tane yumurta kırıyorum. Biraz da tuz atıyorum. Ondan sonra yoğuruyorum. Yoğurduktan sonra kesiyorum. Hamur ne kalın olacak ne ince. Kimileri çok kalın yapıyor. Ben ince yaparım. İnce daha güzel oluyor diye.
- Hangi malzemeleri kullanıyorsun?
- Un, su, tuz ve yumurta.
- Ne kadar zamandır hamur açıyorsun?
- 25 yaşından beri yapıyorum. Annemden öğrendim. Annem çalışırdı. Onun için biz de okumadığımız için bunları yaptık işte. Okutmadılar bizi. Burada okul yoktu daha doğrusu.
- Reşadiyeli misin?
- Evet Reşadiyeliyim. Ama dedem Fethiyeli. O yüzden Fethiyeli derler bize.
- Mehmet Ali Ağa Konağı’nın eski günlerine dair hatırladığın bir anın var mı?
- Çocukluğumuz burada geçti. Konağın arka tarafında sinema oynardı. Sandalyelerimizi alır gelirdik. Bir de buğday ambarı vardı; onun içine yumurta koyardık. Ben gelirdim, yumurta bulamadığımda buradan alırdım. Ertesi gün öderdim parasını. Hep burada geçti çocukluğumuz. Sonra da evlenince buraya daha sık geldik tabi.
- Buğday yetiştiriyor muydunuz?
- Tabi. Ben orak da biçtim. Burçak da yoldum. Mürdümük yoldum. Harman dövmesini bilir misin? Hayvanlarla harman dövülürdü, makinalar yoktu ya. Ben onu da dövdüm. Şimdiki anneler olsa, çocuğumuzun başına güneş geçecek diye yapmazlar çocuklarına. Yapmadığımız hiçbir şey yoktur bizim.
- Unu kendiniz mi öğütüyordunuz?
- Babam yel değirmenlerinde öğütürdü. Bir de su değirmenleri vardı. Giderdi, iki üç gün gelmezdi. Öğütürdü de gelirdi. Kalırdı oralarda. Çocukluğumuz hep öyle geçti. Şimdiki teknoloji yoktu.
- Bu erişteyi çok yapar mıydın?
- Çocukluğumuzda da yapardık. Makarna yoktu ki. Hazır yoktu. Hep elde yapardık. Sonra biz kardeşimle beraber Ankara’nın Beypazarı’na gittik gezmeye. Bir gördük ki, orada makarnanın her çeşidi vardı. İşte ısırganlısı, domateslisi. Kardeşimle geri geldik. Niye dedik, yapmıyoruz ki, biz bu işleri. Ondan sonra başladım ben bu işlere.
- Nerelerde kullanılıyor bu erişte?
- Mercimeğe katılır. Şehriye yerine bunu atarsın.
- Peki bu masadaki otlar? Onları kendin mi topluyorsun?
- Otları kendim topluyorum.
- Nereden topluyorsun?
- Dağdan, bayırdan, her yere gidiyoruz... Eskiden bunları toplamaya biz, Behçe tarafına giderdik bir ara. Eşim götürürdü.
- Hangi otları topluyorsunuz? Masadaki otların adlarını sayar mısın?
- Şevketibostan, ilabada, kışıyak, devetabanı, eşek turpu. Daha çok var da. Şu an burada yok ama Hindiba; karaciğer yağlanmasına iyi gelir. Şevketibostan da mideye iyi gelir.
Candan Teyze’ye, kıymetli sohbeti, içten katkıları ve paylaştığı bilgilerle hafızamızda bıraktığı değerli izler için gönülden teşekkür ederiz.
Atölyede, hamur açmanın inceliklerini öğrenirken, Candan Teyzemizin çocukluğundan bugüne taşıdığı güzel hatıralar ve kadim bilgiler de bize eşlik etti. Unun, toprağın ve konağın geçmişine dair ettiğimiz sohbetlerden, aklımızda yer edenleri sizlerle de paylaşmak istedik.
- Nasıl hamur açıyorsun, Candan Teyze?
- Bir kilo una, dört tane yumurta kırıyorum. Biraz da tuz atıyorum. Ondan sonra yoğuruyorum. Yoğurduktan sonra kesiyorum. Hamur ne kalın olacak ne ince. Kimileri çok kalın yapıyor. Ben ince yaparım. İnce daha güzel oluyor diye.
- Hangi malzemeleri kullanıyorsun?
- Un, su, tuz ve yumurta.
- Ne kadar zamandır hamur açıyorsun?
- 25 yaşından beri yapıyorum. Annemden öğrendim. Annem çalışırdı. Onun için biz de okumadığımız için bunları yaptık işte. Okutmadılar bizi. Burada okul yoktu daha doğrusu.
- Reşadiyeli misin?
- Evet Reşadiyeliyim. Ama dedem Fethiyeli. O yüzden Fethiyeli derler bize.
- Mehmet Ali Ağa Konağı’nın eski günlerine dair hatırladığın bir anın var mı?
- Çocukluğumuz burada geçti. Konağın arka tarafında sinema oynardı. Sandalyelerimizi alır gelirdik. Bir de buğday ambarı vardı; onun içine yumurta koyardık. Ben gelirdim, yumurta bulamadığımda buradan alırdım. Ertesi gün öderdim parasını. Hep burada geçti çocukluğumuz. Sonra da evlenince buraya daha sık geldik tabi.
- Buğday yetiştiriyor muydunuz?
- Tabi. Ben orak da biçtim. Burçak da yoldum. Mürdümük yoldum. Harman dövmesini bilir misin? Hayvanlarla harman dövülürdü, makinalar yoktu ya. Ben onu da dövdüm. Şimdiki anneler olsa, çocuğumuzun başına güneş geçecek diye yapmazlar çocuklarına. Yapmadığımız hiçbir şey yoktur bizim.
- Unu kendiniz mi öğütüyordunuz?
- Babam yel değirmenlerinde öğütürdü. Bir de su değirmenleri vardı. Giderdi, iki üç gün gelmezdi. Öğütürdü de gelirdi. Kalırdı oralarda. Çocukluğumuz hep öyle geçti. Şimdiki teknoloji yoktu.
- Bu erişteyi çok yapar mıydın?
- Çocukluğumuzda da yapardık. Makarna yoktu ki. Hazır yoktu. Hep elde yapardık. Sonra biz kardeşimle beraber Ankara’nın Beypazarı’na gittik gezmeye. Bir gördük ki, orada makarnanın her çeşidi vardı. İşte ısırganlısı, domateslisi. Kardeşimle geri geldik. Niye dedik, yapmıyoruz ki, biz bu işleri. Ondan sonra başladım ben bu işlere.
- Nerelerde kullanılıyor bu erişte?
- Mercimeğe katılır. Şehriye yerine bunu atarsın.
- Peki bu masadaki otlar? Onları kendin mi topluyorsun?
- Otları kendim topluyorum.
- Nereden topluyorsun?
- Dağdan, bayırdan, her yere gidiyoruz... Eskiden bunları toplamaya biz, Behçe tarafına giderdik bir ara. Eşim götürürdü.
- Hangi otları topluyorsunuz? Masadaki otların adlarını sayar mısın?
- Şevketibostan, ilabada, kışıyak, devetabanı, eşek turpu. Daha çok var da. Şu an burada yok ama Hindiba; karaciğer yağlanmasına iyi gelir. Şevketibostan da mideye iyi gelir.
Candan Teyze’ye, kıymetli sohbeti, içten katkıları ve paylaştığı bilgilerle hafızamızda bıraktığı değerli izler için gönülden teşekkür ederiz.
TÜM GÖNDERİLER






ARA
WHATSAPP